İmam-ı azam'ın büyüklüğü kelimeler ile zor anlatılır. Onun büyüklüğünü anlayabilmek için, uydurulmuş dini dogmalardan tamamen sıyrılabilmek gerekir.

Zira kendisi, islam dininde "akılcılık" kavramını kullanan yegane şahıslardan biridir. İslam peygamberinin ölümünden sonra islam devletini ele geçiren emeviler ve abbasiler yönetimi kendi hanedanında tutabilmek adına, islamı uyduruk hadisler ile değiştirmişlerdir. İslam peygamberi yaşarken yazılmayan, öldükten sonra ise sayısı 500'ü geçmeyen hadis sayısı, emeviler döneminde, peygamberin ölümünden 150 yıl sonra 1 buçuk milyonu geçmiştir. Ve bu hadisler, islamın kuralı olarak lanse edilmiş, vahiy yerine konulmuştur.

Hadisler ile şekil verilen islam dininde insanlar kurandan uzaklaştırılmış ve uydurma kurallar ile uyutulmuştur. İmam-ı Azam ise, devrinin yönetimlerine baş kaldırmayı göze alarak uydurma islamı kabul etmemiş ve kuran'a göre islamı savunmuştur. islam fıkhını kuran temelinde şekillendirmiş ve kurana göre yaşamıştır. Uydurma dogmaları reddettiği için ise, kafirlik ile suçlanmış ve Abbasi hanedanı tarafından işkenceler ile katledilmiştir.

bugün hala kurandan sonra en büyük kaynak olarak görülen buhari'nin yazdığı "sahihi buhari" kitabında, kendisinin hiç bir nakline yer verilmediği gibi, kendisi buhari tarafından büyük hakaretlere uğramış ve kafirlik ile itham edilmiştir.

Fakat ne var ki, islam aleminin çok büyük bir bölümü imam-ı azam'ın kurduğu "Hanefi" mezhebine iştirak ederken, aynı zamanda buhari'nin kitabında yazdığı tüm hadisleri şüphe duymadan kabul eder ve islam dinini bu hadislere göre yaşar.

İşte islam coğrafyası böyle akıl dışı çelişkiler ile, akılcılıktan uzak bir toplum haline getirilerek perişan edilmiştir. Dini islam olan devletlerin içler acısı hali, bu uydurma dogmalar nesebi ile bakidir.

Bugün islam dininin, hem gayri müslim hemde müslüman ülkelerin marjinal kesimi tarafından "geri kalmış, yobaz, gerici, çağ dışı, şiddet dini" olarak anılmasının sebebi, uydurma hadislerin hükümlerinden çıkarılan şeriat kanunlarının bir getirisidir. Allah'ın emirlerine göre yaşamak için oluşturulan kanunlar bütünü olarak anılagelen "Şeriat" aslında, kin, hırs, iktidar uğruna uydurulmuş ve hadis olarak lanse edilmiş kurallardan oluşmaktadır. "Biz şeriat isteriz" diye yeri göğü inleten ve bizim "İrticacı" dediğimiz kesim malesef kurulan bu tuzağa düşen insanlardan oluşmaktadır. Çünkü islam dini akılcılıktan çok uzaklara sürüklenmiş, sadece söylenenlere inanmayı gerektiren bir şekle bürünmüştür. Sorgulamanın günah sayıldığı, okumanın bile engellendiği bir sistem var edilmiştir. Zira, Allah'ın hükümlerini bildirdiği kuran'ı anladığı dilde okuyan dindar sayısı çok azdır. Çünkü Allah'ın emirlerini anlamadığı dilde okumaya yönlendirilmiştir islam ümmeti. Kuran'ı anlamak değersizleştirilmiş, anlamadan okumak ise yüceltilmiştir.

İnsanları kurandan uzak tutabilmek için herşey yapılmıştır. Bunun sebebi ise, kuran'da bize verilen islam dininin aslında Dünya'nın en mükemmel kurallar bütünü olması ve insanlara okumayı, sorgulamayı, anlamayı tavsiye ediyor olmasıdır. Okuyan, sorgulayan ve bilinç sahibi hiç bir toplum bölünemez, parçalanamaz dolayısıyla yönetilemez. İşte islam coğrafyasının içler acısı çağ dışı hali buna çok iyi bir örnektir. İnsanlar uydurma hadisler sayesinde cehennem ile tehtit edilmiş, cennet ile teşvik edilmiştir. Müslümanları kullanmak isteyenler, yaptırmak istediklerini cennet ve cehennemi kullanarak yaptırmışlardır.

Bu yazıyı yazma sebebim de çok ironik bir durum sonrasında oluştu. En yakınımdaki en inançlı kişiler ile yakın zamanda kısa sohbetlerde bulundum. Bir çoğu kendi ailemden olan kişilerdi. Hepsine mezhebini sordum, ve hepsinden "Hanefiyim" cevabını aldım. Hepsine "Peki imam-ı azam'ı" tanıyor musun?" diye sordum. Hepsinden "Kim o?" yanıtını aldım. İşlerini biraz daha kolaylaştırmak için "Ebu Hanefi'yi tanımıyor musun?" diye sordum. "Hayır" cevabını aldım. Bu kişilerin arasında hacılar da vardı. Daha sonra onlara "Siz Hanefi mezhebine mensup olarak, İmam-ı Azam'ın islam fıkhına göre islam'ı yaşamayı seçtiniz. Bugün onun Kuran'dan çıkarımları ile ibadet ediyorsunuz." dedim. "Ama, aynı zamanda, İmam-ı Azam'a yani yolundan gittiğiniz insana "Kafir, zındık" diyen Buhari'nin kitabında yazdığı uydurma hadis'leri islam hükmü olarak kabul ederek yaşıyorsunuz" dedim. "Tövbeeee, tövbeee çarptırcan bizi nasıl sözler bunlar?" yanıtını aldım. Dedim ki, "Hayır hayır çarpılmayız, çünkü Allah kitabında bize, yalnızca Kuran ile amel etmemizi, yalnızca onu rehber edinmemizi emrediyor. Yeri gelmişken Kuran'dan ayetler vereyim.

O şeytan sizi ancak kendi dostlarından korkutuyor. Onlardan korkmayın, eğer mü'min iseniz, benden korkun. (Al-İmran 175)

Hadis uydurarak dini değiştirmek isteyenler bana göre şeytanın ta kendisidir. Düşündük diye biz çarpılmayız, çarpılacak birileri varsa, dini değiştirerek şeytana dostluk edenlerdir. Yukarıdaki ayet ne kadar güzel açıklıyor, şeytanın dostlarından değil, Allah'tan korkmamız gerektiğini.

Eğer mü'minler iseniz yalnızca Allah'a tevekkül edin." (Maide 23)

Yukarıda verdiğim ayette ise, açıkça yalnızca Allah'a güvenmemiz gerektiği belirtiliyor. Öyleyse nasıl olurda nakilcilere inanıp "Bunlar Peygamber sözüdür, buna göre amel edin" diyenlere güvenebiliriz ki?

Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kâfidir. (Nisa 45)

Yukarıdaki ayet ise Allah'ın dinini yaşamak için Allah'tan başka bir dost veya yardımcı aramamamız gerektiğini çok açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Allah kuluna yetmez mi? Seni O'ndan (Allah'tan) başkalarıyla korkutmaya çalışıyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için bir yol gösterici yoktur. (Zümer 36)

Yukarıdaki ayette Allah kullarına açıkça "Allah kuluna yetmez mi?" diye soruyor ve başkaları ile korkutulmaya çalıştığımızı açıklıyor. Yani Buhari'nin kitabında yazdıklarına "uydurma" dedik diye çarpılmayız, korkmayın.

(Peygamber efendimize hitaben) Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. (Nahl 89)

"Siz Allah'ı bırakıp; sadece sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlere (düzmece ilahlara) tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O, kendisinden başka hiçbir şeye tapmamanızı emretmiştir. İşte en doğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler."(Yusuf 40)

O hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez." (Kehf 26) 
Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O'nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kimse yoktur. (Kehf 27)

"Size Kitab'ı (Kur'an'ı) hak olarak indiren O iken ben Allah'tan başka bir hakem mi arayacağım?" (Enam 114)

Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? (Kalem 36)
Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz? (Kalem 37)

De ki: "Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum." Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler. (Enbiya 45)

Şüphesiz bu Kur'an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. (Zuhruf 44)


Yukarıdaki ayet ne kadar açık, açıklayıcı ve güzel bir ayet. Öyle değil mi? Kuran'ın bizim şerefimiz olduğunu ve yalnızca ondan hesaba çekileceğimizi Allah bizlere bildiriyor. Buhari'nin Sahih-i Buhari kitabından sorguya çekilmeyeceğiz. Peygamber efendimizden nakledildiği iddaa edilen ve adına Hadis denilen metinlerden de sorguya çekilmeyeceğiz. Biz hesabımızı Kuran'dan öğrendiklerimizden vereceğiz.

Birde mübarekçiler var. Allah dostu diye nitelendirdikleri kalpazanlara el verip, o kalpazanların kendilerini Allah'a yaklaştıracağına ve onun yoluna ileteceğine inananlar var. Bu insanlarla sohbet ederken ise kendilerine, "Kuran size yetmiyor mu? 80 yaşında Türkçe bile konuşmayı beceremeyen adam olmasa siz müslüman olamaz mısınız?" diye sorduğumda aldığım cevaplar içler acısıydı. Ben bunları tanımak ve anlayabilmek için, bir çok tarikat cemaatinin içerisinde bulundum ve onlarla zaman geçirdim. İşte buralarda tanıdığım kişilere bu soruyu sorduğumda hep aynı olan şu cevabı aldım. 

"Bizim şeyhimiz bir Allah dostudur. O olmasa biz Allah yolundan gidemeyiz, yoldan çıkarız. Bizi Allah yarattı tabi ki de ama, şeyhimiz Allah ile bizim aramızda bir aracıdır. Bir Allah dostuna el vermeden, doğru yolda ilerlemek mümkün değil". Birde trajikomik bir örnek verdiler.
"Ben şimdi tanımadığım bir adamdan borç istesem, adam bana borç verir mi? Ama o adamın çok sevdiği bir arkadaşını tanıyorsam, o arkadaşı aracılığıyla borç istersem tanımadığım adam bana borç verir. İşte bizim şeyhimizde Allah ile aramızdaki aracımızdır. Biz günahkar kullarız, Allah'a dua ederken şeyhimizin yüzü suyu hürmetine bişey istersek, Allah duamızı kabul eder".

Evet hiç abartısız ve katıksız aynen bu cevabı aldım. Bakın size yine Kuran'dan bazı ayetler vericem.

İyi bilin ki, halis din yalnız Allah'ındır. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, "Biz onlara sadece, bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz" diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez. (Zümer 3)

Andolsun, eğer onlara, "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette, "Allah", derler. De ki: "Peki söyleyin bakalım? Allah'ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah'ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar onun rahmetini engelleyebilirler mi?" De ki: "Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O'na tevekkül ederler." (Zümer 38)


Yukarıdaki ayet bu arkadaşlar için bir ibret niteliğindedir. Ancak anlamayacaklardır. Ayette Allah bu kişilere soruyor "Allah size bir zarar dokundurmak istese, o şeyhleriniz bu zararı kaldırabilirler mi?" diye. Buraya şu yüzden dikkat çektim. Bir gece yine bu tarikatlardan birinin sohbetine katılmıştım. Şeyh dedikleri adamın vekillerinden olan ve dergahta kendisine "Hoca" denilen bir adam vaaz veriyor bizde dinleyerek sohbete iştirak ediyorduk. Hoca şunları anlattı; kendisine gavs dedikleri ve Allah dostu olarak nitelendirdikleri şeyhlerinin bir hikmetinden bahsediyordu. Kim ki, o şeyhe el vermişse müridi olmuşsa, o kişinin ölüm anında şeyh yanına gelir ve imanını kurtarması için şeytana karşı müridine yardımcı olurmuş. Yani ölüm anında çok fazla acı çekildiği, şeytanın son nefeste inanan bir müslümanı yoldan çıkarmaya ve imanını kaybettirmeye çalışacağı anlatılıyor ya, yine bu uydurmacı din alimlerinin kitaplarında. İşte bu şeyhe el verirsek, şeyh ölüm anında yanımıza gelerek bizi şeytandan koruyacak ve imanımızla gitmemizi sağlayacakmış. Hoca bunu anlatırken, cemaatten insanlar durmadan haykırarak "YA GAVS", "YA SEYDA" diye öyle naralar atıyordu ki, kendilerinden geçmiş bir vaziyette. Durum gerçekten içler acısıydı. Sohbet bitip, dergahın bahçesinde çay ve sigara içmeye çıktığımızda, ordakilere sordum. Böyle birşey nasıl olur? diye. Hepsi beni dövecek kadar hiddetlendiler bana karşı. Nasıl olurda mübareğin hikmetinden şüphe edermişim. Onları anlamaya bizim aklımız yetmezmiş. Onlar her gece her müridini ziyaret edermiş. Ya hu bahsettiğimiz adam 80 yaşında bir moruk. Oku işte yukarıda Allah kitabında ne demiş. Oku ya hu. Ben bu dergahlara 1 seneden uzun bir süre aralıksız gittim. Bir kere bile Kuranın Türkçesinin açıklandığını hatırlamıyorum. Ama devamlı uyduruk hadislerin en detaylı şekilde saatlerce anlatıldığına şahit oldum. Erkekler olarak, işedikten sonra ince bir sopa yardımıyla şeyimizden içeriye bir pamuk sokmazsak, oradan mutlaka idrar damlayacağı için abdestimiz ve dolayısıyla namazımızın kabul olmayacağının anlatıldığı bir sohbette bulundum. İtiraf etmeliyim ki, çevremde yanında pamuk ve kürdanla dolaşan bir çok insan vardı. Hatta hoca dedikleri adam bu konuyu anlatırken örnek olsun diye cebinden pamuk ve kürdanı çıkarmıştı. Hani akıl dini? Hani kolaylıkların dini? Akılcılık nerde?

Şu konuyada değinmeden geçmek istemiyorum. Bu tasavvuf dergahı ve tarikatı olarak geçinen oluşumların finansmanı ile ilgili. Lideri şeyhleri olan bu tarikatların bir çoğu holding oluyor. Bu konuyu yine bizzat şahit olduğum bir kaç vahim olay ile açıklayabilirim. Bigün yine bu tarikatlardan birine gittim. Namaz kıldım. Çıkarken şöyle dediler, "Sofiler, Ankara'dan hocalarımız geldi namazdan sonra sohbet var, sizde gitmeyin katılın inşaallah". Bende bekledim ve sohbete katıldım. Çok kalabalık bir cemaat ile sohbeti dinlemek üzere yerimi aldım. Ancak hoca dedikleri (büyük ihtimalle şirketin müdürlerinden biri) adam kürsüde konuşmaya başladı. Önce şeyhin ne kadar mübarek bir insan olduğunu ve kerametlerini anlattı. Daha sonra ise, "Sofiler size bir müjdemiz var" dedi. Herkes meraklı tabi. Pür dikkat, açtık kulakları dinliyoruz. Daha sonra anlatmaya başladı. Mübarek rüyasında peygamber efendimizi görmüş. Peygamber efendimiz mübarekten, İstanbul'da bir Üniversite açmasını istemiş. Üniversitenin ismi Kasr-ı Arifan Üniversitesi olacakmış. Hatta ilk bağışı Şeyh yapmış. Peygamber efendimiz Şeyhe üzerinde kendi mührü olan bir altın vermiş. İlk bağış buymuş. Ve ekledi. "Sofiler, Peygamber efendimiz bu iş için bizi görevlendirdi. Mührünüde bastı."

Daha sonra ise konuya geçildi. Dergaha binlerce kitap getirilmiş. Ve bu kitaplar 10 liradan satılacakmış. Toplanan para Üniversite için tarikata bağışlanacakmış. Herkes bu kitaplardan alsın, kapı kapı dolaşsın bu kitaplar mutlaka bitsin denildi. Gönüllüler hemen kendini ortaya attı. Ben şu kadar satarım, ben bu kadar satarım. Hoca denilen adam öyle bir gaz veriyor ki, çok iyi bir esnaf olduğu aşikar. Kitap denilen şey ise, incecik broşür gibi birşey.

İkinci şahit olduğum olay ise daha da vahim. Bu dergaha sürekli gelen ve "Vekil" denilen bir abimiz ile ilgili. Vekil nedir onuda söyleyeyim. Şeyh doğuda yani çok uzakta olduğu için, herkes ona el veremiyor. Bu vekillerin yaşadığı şehirdeki kişiler vekillere el veriyor, şeyhe el vermiş gibi oluyor. Bu arada el verip tövbe alıyorsunuz, günahlarınız temizleniyor. Yani günah çıkarıyorsunuz. Neyse konu dağılmasın.

Bu vekil abi, çocukluğumdan beri tanıdığım bir abidir. Çok sevdiğim, çok iyi nur yüzlü bir abidir. Aklından kötülük geçmez. İyilikten başka birşey görmezsiniz. Oğluda arkadaşımdır. Bu abi bir inşaat ustası. İnşaatlarda çalışarak ailesine bakıyor geçimini sağlıyor. Artık 60 lı yaşlarında bi abi. Bigün oğlu ile bir kafede tesadüf ettik. Çocukluk arkadaşımdır kendisi, "gel bi çay içelim" dedim davet ettim geldi. Laf lafı açtı ve konu bunlara geldi. Bana babasının 300 milyar değerindeki bir arsayı bu tarikata bağışladığını anlattı. Yani adam öyle bir inandırılmış ki, bu sahtekarlara hiç düşünmeden, inşaatlarda çalışarak kazandığı malını çocuğuna bırakmak yerine bu tarikata bağışlıyor. Oğluda hakkım varsa helal etmiyorum diyor.

Şimdi düşünün, bu iki örneğin binlerce olduğunu. Ve bunların nasıl zengin olduklarını. Zaten bu tarikatların bir çoğunun, Türkiye çapında kitapçı zincirleri, televizyon kanalları, radyo kanalları, bir çok sektörde iş yerleri, gayri menkulleri v.s var. Kendilerinin bindikleri arabalara Cumhurbaşkanı binmiyodur zaten. Bakın ayet ne diyor?

Allah'ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar. De ki: "Siz, Allah'a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir."(Yunus 18)

Andolsun, eğer onlara, "Gökten yağmuru kim indirip de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti?" diye soracak olsan, mutlaka, "Allah" diyeceklerdir. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.(Ankebut 63)

"Onu bırakıp da başka ilahlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar."(Yasin 23)



Yazıma burada artık son verirken, yazıya başladığım yer ile bağlantı kurmak istiyorum. Kuran varken başka hiç birşeye ihtiyaç yok Allah'a yaklaşmak ve anlayabilmek için. Bir mezhep'te gerekli değil. Hanefi'yiz diyorsak, İmam-ı Azam'ın akılcılığını anlamaya çalışalım. İmam-ı Azam'ın kurduu mezhebe tabi olup, ona kafir diyen Hadis nakilcilerinin yazdıkları ile amel etmeyelim. O hadis diye uydurulanları dini kural olarak görmeyelim. Bu alim denilen uydurukçuların yazdıklarını dini kaynak olarak görmeyelim. Hadi bana inanmıyorsunuz, yukarıda verdiğim ayetleri de inkar mı edeceksiniz?

Selam ve Saygılarımla...

Ahmet Maniş - Uygar Haber
iletisim@uygarhaber.com
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.